Forum içeriğimiz ziyaretçi kardeşlerimize açılmıştır. Forum sayfamızı daha aktif kullanmak için üye olmanız gerekir.

Gönderen Konu: Rasûlullah (s.a.v)'a Aşk ile Tabi Olmak  (Okunma sayısı 80 defa)

Çevrimdışı Agah

  • Administrator
  • Üye
  • *
  • İleti: 13
  • 2
Rasûlullah (s.a.v)'a Aşk ile Tabi Olmak
« : 23 Eylül 2019, 10:46:10 »
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e duyulan gerçek bir aşk ve muhabbetin netîcesi, O'nun yolunun tozunu başının tâcı eylemek, O'na cân u gönülden itaat edip teslîm olmaktır.

Zîrâ O öyle bir şahsiyettir ki, her yönüyle insanlık için serâpâ bir rahmetten ibarettir. Bu meyanda O'nun kalbinin müminlere karşı ne derecede şefkat ve merhametle dolu olduğunu şu âyet-i kerîme ne güzel sergiler:

"Andolsun ki size kendi içinizden öyle izzetli bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz O'na çok ağır gelir. Size çok düşkündür. Mü'minlere karşı Raûf (cidden şefkatli) ve Rahîm (son derece merhametli) 'dir." (et-Tevbe, 128)

Bu hususta Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, o kadar hassas ve merhametli idi ki, bazı insanların gaflet içinde helâke sürüklenmeleri karşısında gönül âlemi aşırı bir ızdırap ve üzüntü ile yıpranır, âdetâ perîşân olurdu. Öyle ki, Cenâb-ı Hak:

" (Ey Rasûlüm!) Biz sana Kur'ân'ı meşakkat çekesin diye indirmedik..." (Tâ-hâ, 2) buyurarak O'nu îkâz ve tesellî eylemişti.

Rasûlullâh'ın ümmetine duyduğu bu engin şefkat, merhamet ve muhabbete mukâbil, ümmeti olarak biz bu sevgiye ne kadar karşılık verebildiğimizi tefekkür etmek zorundayız.

Hakîkaten, Allâh Rasûlü'ne olan muhabbetimizin ölçüsü, Kur'ân'ı ve Allâh Rasûlü'nü rehber edinerek, O'nun hâli ile ne kadar hâllendiğimizle belli olur. Onu seven ve O'nun uğruna her şeyini fedâ eden ashâb-ı kirâm, O'nu nasıl duydu ve hissetti? O'nun hâliyle nasıl hâllendi ve ahlâkını hayatına nasıl aksettirdi? Acabâ bizler bu hâllerin neresinde bulunuyoruz? O'na olan muhabbetimizi bu ölçülerle mîzan edip gönüllerimizi O'nun ahlâkı ile tezyîn etmeliyiz. Günahlarımız, hatâlarımız, kusurlarımız ve isyanlarımız O'nun zemzem misâli tertemiz ahlâkıyla yıkanmalı, O'nun mübârek hayatının mânâ ve hikmeti ile mânevî bir diriliş yaşamalıyız.

Vâsıl-ı ilâllâh olabilmenin sırrı, Allâh'ın kitâbına ve Varlık Nûru'nun sünnet-i seniyyesine, yâni yüksek ahlâk ve davranışlarına hulûs-i kalb ile yakınlaşabilmek, Allâh ve Rasûlü'nün sevdiklerine muhabbet, zıdlarına da nefretledir.

Zîrâ ilâhî muhabbetler, gönlü diri tutar, sıhhatli kılar, hayra istikâmetlendirir. Muhabbet ve onun zıddı olan nefret, ikisi birden aynı anda bir kalbde bulunamaz. Ne var ki, gönül boşluk kabûl etmediği için, birinin yokluğu, diğerinin varlık sebebidir. Bu iki zıdlık arasındaki fark, a'lâ-yı illiyyîn ile esfel-i sâfilîn arasındaki mesâfe kadar sonsuzdur.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in peygamberliği ile beşeriyet, beklediği ulvî hidâyet rehberlerinin en mükemmeline kavuşmuştur. Bu yüzden bugün hâlâ hodgam ve nefsânî bir hayat yaşamaya devâm edenler, böyle yüce bir örnek şahsiyet gelmeden önce câhilî bir hayat yaşayanlardan daha mes'ûl bir mevkîde bulunmaktadırlar. Bu bakımdan, insanlığın ekseriyetle kuvvete râm olup nefis sultasında yaşadığı günümüzde, O Varlık Nûru örnek şahsiyetin, karakter ve şahsiyet inşâsına daha büyük bir şiddetle muhtâcız!.. Târihimizin ihtişam devirlerindeki en büyük müessir de, O şânı yüce Peygamber'in hakîkî vârisleri olan amel-i sâlih sâhibi müminlerin varlığı ve onların topluma örnek bir şahsiyet sunmaları idi. Hâlbuki günümüzdeki ahvâle nazar ettiğimizde en hazin gerçeklerden birinin, böyle örnek şahsiyetlerin azlığı sebebiyle mâneviyat sahasında yaşanan hüsran olduğunu müşâhede etmekteyiz.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in, O'nun izinden gidenlerin ve bilhassa kendi târihimizdeki îmân ve vecd kahramanlarının heyecan dolu gönüllerinin seviyesine yeniden ulaşabilmek için tekrar o âbide ve örnek insanlara sâhip olmamız gerekmektedir.

Bunun için de onları duymak, anlamak ve onların gönül âlemlerinden hisse alabilmek gerekir. Yâni onların bu fânî âlemi nasıl telakkî ettiklerini, Allâh'ın kendilerine ihsân ettiği akıl, iz'an, idrâk, can ve malı nasıl kullanarak hem kendilerine hem de insanlığa saâdet yolunu açtıklarını iyi bilmek îcâb eder.

Doç. Dr. Ömer Çelik, Murat Kaya, Dr. Mustafa Öztürk ve onlara yardımcı olan diğer akademisyen kardeşlerimizin "Üsve-i Hasene" adıyla takdîm ettikleri bu eser vesîlesiyle, Rasûlullâh'a ittibâ husûsunda hangi noktada bulunduğumuzu yeniden bir muhâsebe edip hayatımızı burada bildirilen nebevî ölçüler ile mîzân etmek sûretiyle ciddî bir tefekkür ve gayret iklîmine girmeliyiz. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yüce şefâatine nâil olmak için, O'nun ümmetine yakışacak bir hayat yaşamanın feyz ve heyecanı içinde ibadetlerimize, davranışlarımıza, hislerimize, düşüncelerimize, günümüze, yarınımıza, velhâsıl dünyâ ve âhiretimize O'nun eşsiz güzelliklerini ve derinliğini aksettirmeye çalışmalıyız. Çünkü insan, sevdiğine sevgisi ölçüsünde meftun olarak onu taklîd eder. Varlık Nûru'nu gereği gibi tâkib ve taklîd edebilmek için de O'nu gerçek mânâda tanıyıp örnek şahsiyetini lâyıkıyla değerlendirmeye çalışmalıyız.

Zîrâ bir tarla, ne kadar kâbiliyetli olursa olsun, üzerinden yağmur bulutları, güneşli bahar esintileri geçmedikçe yeşillenmez. Kalbin de münbit bir toprak gibi verimli hâle gelmesi, belli bir kıvam kazanıp güçlü bir îmân heyecanı içinde, insanlığa üsve-i hasene olan Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e râm olmakla mümkündür.

Zîrâ O, öncekilerin ve sonrakilerin en üstünü, fazîlet ve keremlerin tükenmez kaynağı; âlemdeki bilcümle bereket ve rahmetlerin sebebidir. Ezel ve ebed hakîkatleri ile dolu olan Kur'ân-ı Kerîm O'na indirilmiş; îmân cihânına armağan edilmiştir.

İşte Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in ibâdet, muâmelât, ahlâk ve beşerî davranışlarındaki kâbına varılmaz ölçüleri sunan bu eserin, kendimizi hesâba çekip O Varlık Nûru ile aramızdaki gönül boşluğunu ve mesafesini ölçmede bir "fiilî kıstas" olacağı kanaatindeyim.

Cenâb-ı Hak, ebedî saâdet rehberimiz Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in örnek şahsiyetinden lâyıkı vechile hisse alıp, dünyâ ve âhiretimizi onun güzelliklerinden akislerle taçlandırmayı nasîb eylesin. Allâh Rasûlü'nün üsve-i hasenesini ilmiyle, irfânıyla ve bilhassa örnek yaşayışıyla insanlığa tebliğ etmeye çalışan bütün gayret ehli mümin kardeşlerimizden râzı olsun. Bu eseri de, hazırlanmasında emeği geçen bütün kardeşlerimize bir sadaka-i câriye eylesin.

Amin.
Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?